Şehirleşmeyle beraber insanlar başka kültürlerle tanışıyor, uyum sağlıyor ve geri dönülemez bir dönüşüme giriyor. Bazı insan toplulukları kendi küçük gettolarında yaşamaya, aşiret ve köy düzenini yaşamaya devam ediyor ama bazı kültürler de geri dönülemez şekilde yok oluyor. Bu yok olmaya başlayan kültürlerden birisi de Alevilik. Aleviliği bir kültür olarak ele almak elbette yanlış olur. Başlı başına bir inanç sistemi ve bu inanç sistemi etrafında oluşan bir yaşam şeklidir.
Sünnilik gibi devlet kontrolünde gelişen ve merkezi bir idare sistemi olmayan bir inanç olduğu için insanları bir arada tutmak, yol-erkan öğretmek de tamamen anne babaların inisiyatifinde gelişti bugüne kadar. İnsanların hayatta kalmak için köyleri terk etmesi sonucunda ise anne babalar da Alevilikten uzaklaştı ve doğan çocukları da aynı şekilde Alevilikten bihaber büyümeye başladı. Normal şartlarda Alevi nüfusunun artması gerekirken, son yıllarda giderek düşüyor. Bunun birinci nedeni Alevilerin zamanla asimile olması. Bunun içerisinde farklı millet ve mezhepten olanlarla kurulan evlilik bağı neticesinde kendi toplumundan uzaklaşması ve doğan çocuklarını da içine doğduğu kültüre göre değil, sonradan dahil olduğu kültüre göre yetiştirmesi.
İkinci nedeni çeşitli siyasi görüşlere kapılıp Alevilikten uzaklaşması. 70’li yıllarda artan sol akım içinde, Alevilerin devlet tarafından dışlanmışlığı ve ezilmişliği üzerinden bir arka bahçe yaratmaya çalıştılar. Bu süreç içinde belirli bir uzaklaşma yaşandı ve Alevilikle hiç ilgisi olmayan, Sünni meşrep sol liderler birer Alevi önderi gibi lanse edilmeye başlandı. Bugün hâlâ bunlar hakkında bir şey yazıldığı zaman, sanki kutsalına küfredilmiş gibi tepki veren ideolojik çöküşte bir takım Aleviler var. Konuyla alakalı “Deniz Gezmiş, Mahir Çayan Alevi mi?” yazımıza göz atabilirsiniz.
Doksanlı yıllardan itibaren kurumsallaşma sürecine giren Aleviler adına kurulan ve AB destekli olan bazı dernek ve vakıfların öncülüğünde gelişen ve İslam’la ilgisi olmayan bir Ali’siz Alevilik yaratılmaya çalışılıyor. Maddi olarak daha güçlü oldukları için daha geniş kitlelere ulaşıyorlar. Bunun devamında son yirmi yılda ise Kürtçülerin tuzağına düşen ve Alevilikten uzaklaşan bir hayli insan var. Bazı sözde Alevi dernekleri ve dernek yöneticileri doğrudan Kürtçü partilerin sözcülüğünü, partizanlığını, vekilliğini yapıyor. Öncelikle biz Türk’üz. Aleviliğimizden önce övündüğümüz şey Türklüğümüzdür.
Gerçek Alevilere düşen görev nedir? Öncelikle özümüze ve köklerimize geri dönmeliyiz. Nasıl ki Sünniler çocuklarını camilere, Kur’an kurslarına gönderiyorsa biz de çocuklarımızı cemevlerine göndermeliyiz. Buralarda sadece ibadet yapılıp cenaze kaldırılmıyor. Liseye, üniversiteye hazırlık kursları veriliyor. Bağlama, gitar, semah gibi kurslar veriliyor. Türkiye’nin birçok bölgesine geziler düzenleniyor. Çocuklar hem kendi inancını öğrenecek hem kişisel gelişimine katkıda bulunacak ve Alevilik içerisinde kalmaya devam edecektir. Anne babalara düşen görev de yine bu Alevi dernekleri ve cemevleri yönetimlerine katılıp söz sahibi olmaları ve bu kurumların Kürtçülere, Marksistlere teslim edilmesine izin vermemeleridir.
Anahtar sözcükler: Alevilik, Alevi inancı, Alevi kimliği, Alevi toplumu, Alevi kültürü, Alevi geleneği, yol ve erkan, Alevi öğretisi, Alevi gençliği, Alevi aile yapısı, Alevi dernekleri, cemevleri, cem ibadeti, semah kültürü, bağlama geleneği, Anadolu Aleviliği, Türkiye’de Alevilik, şehirleşme ve kültürel dönüşüm, göç ve kimlik değişimi, kültürel asimilasyon, toplumsal dönüşüm, modernleşme ve inanç, Aleviliğin geleceği, inanç aktarımı, kuşaklar arası kültür aktarımı, kimlik krizi, inanç ve siyaset, ideolojik etkiler, sol hareket ve Alevilik tartışmaları, Ali’siz Alevilik tartışması, Alevi kurumları, toplumsal aidiyet, kültürel erozyon, gelenek ve modern hayat, Alevi toplumunun sorunları, kültürel hafıza, Anadolu inanç geleneği


0 Yorumlar