Subscribe Us

header ads

Acaba kürt de Sana Kardeş Gözüyle Bakıyor mu?

İbni Haldun, Mukaddemesinde bayrağın bir millet için ne kadar önemli olduğunu uzun uzun anlatır ve değişik örnekler verir. Timurla Bayezedin savaşı sırasında, birkaç yüz yiğit safları yararak Timurun otağının dikili olduğu tepeye doğru doludizgin saldırıya geçerler. Çevresindekiler kaçışır. Timur da kaçmayı düşünür, fakat bayrak orada dikilidir. Eğer ordusu bayrağı yerinde göremezse yenildik zannına kapılıp paniğe kapılır ve savaşı kaybederiz düşüncesiyle direnir ve ok atmaya başlar. Eskiden beri özellikle savaşlarda bayrak indirildiği veya düştüğü zaman asker kendisini mağlup sayardı. Çünkü bayrak onun için bir sembol, devletinin, halkının alamet-i farıkasıdır. Bir yerde bayrağı dalgalandırmak, orada hakimiyeti elinde tutmak anlamındadır.
Mersindeki olay üzerinde çok yazılıp çizildiği için ayrıca üzerinde durmayacağım. Ama söylendiği gibi bu iş on iki yaşındaki çocuğun işi değildir, o sadece bir maşadır. Daha önceki bir yazımda belirtmiştim: Cumhuriyet bayramında on yaşları civarında bir Kürt çocuğu bir Türk çocuğunun elindeki kağıt bayrağı alıp yırtar. Bayrak yırtmanın verdiği mesaj başkadır: Ben, senin bayrağını, dolayısıyla seni ve devletini kabul etmiyorum!
Eskiden beri gelin giden kızın çeyinizin arasına bir Kuran, bir de bayrak konulur. Bunun anlamı ikisini kutsal bil, ikisine de saygı göster, ikisine de sahip çık demektir. Bayrak, kutsaldır ve bir milletin namusunu temsil eder. Bazı köşe yazarlarının ki soyunu araştırdığınızda mutlaka gayr-ı Türk olduğu ortaya çıkacaktır, – meselenin istismar edildiğini, abartıldığını söyleyip, evlerine, işyerlerine bayrak asanları fanatiklik ve ırkçılıkla suçlamaları, esasen beni fazla üzmez. Çünkü namusu olmayanlar için bayrak bir şey ifade etmez. Onlar dünya vatandaşıdır, hayatseverlerdir. Hayvan gibi tıkınıp, hayvan gibi yaşar ve zıbarırlar.
Evimin altındaki market sahibi Karslı bir Türk. 30 Ağustos Zafer bayramında marketine bayrak asmış. Birkaç bıyığı yeni terlemiş Kürt genç gelerek, bayrağı indir, onu görmeye tahammül edemiyoruz! demişler. Bu olay Diyarbakırda değil, İstanbulda yaşanıyor. Bu çocukları, bu gençleri Türk halkına ve bayrağına karşı bu kadar kindar yetiştirenler herhalde öğretmenler değildir.. Ama bu davranışlardan, Kürt evlerindeki sohbetlerin konusunu neyin oluşturduğunu tahmin etmek mümkün. Tolstoyun Kurt Yavrusunu Nasıl Eğitir adlı hikayesini okuyanlar bilirler. Kurt yavrusuna çoban köpeğini göstererek, İşte evladım, bizim en büyük düşmanımız odur der. Herhalde Kürt aileler de çocuklarını bu şekilde yetiştiriyorlar. İstisnaları var mı bilmem, ama ben bugüne kadar ağzıyla yok dese de, kalbi PKKdan, Apodan yana çarpmayan bir Kürt görmedim. Bu arada bazı milliyetçi yazarlarımız Türk-Kürt kardeştir! diyerek kardeşlikten dem vuruyorlar. Bu nasıl kardeşlik böyle?! Sen, Türk-Kürt kardeştir diyorsun güzel de, bakalım o bu kardeşliği kabul ediyor mu? Benim namusuma el uzatan, namusumu ayaklar altına alan bir kardeş, cehennemin zımına gitsin!
Türk gençleri patlamaya hazır baruç fıçısına döndü. Bunu bana gelen e-maillerden çok iyi anlıyorum. Ufak bir kıvılcım ortalığı kan gölüne çevirmeye yeterli. Bu iş böyle sürmez. Bu gençleri daha fazla zaptetmek çok zor. Bir iç savaş çıktığı zaman, bunu önlemeye ne polisin gücü yeter, ne askerin. Çünkü o kadar şehri, o kadar köyü, o kadar kasabayı kontrol altında tutmaya ne asker yeter, ne polis. İç savaşlar, cephe savaşlarına benzemez. Düşman bir ülkeyle çıkan savaşta, devlet vatandaşı cepheye gitmeye zorlar. Ama iç savaşta insanı kimse zorlamaz. Aksine kendi iradesiyle evinden pusatını kuşanıp çıkar ve mutlaka öldürmek amacıyla sokağa dökülür.
Geçenlerde Antalyada oğlu iki Kürt asker kaçağı tarafından soyulduktan sonra bıçaklanan annenin E. Çölaşana gönderdiği mektubu ibretle okumuştum. Çocuk karşı koymadığı halde, soymakla yetinmeyip, bir de bıçaklıyorlar. Yani olay sıradan bir polisiye vaka değil. Etnik bir kinin dışa vurumu. Kapkaç olaylarını yapanlar Kürtler, hırsızlık yapanlar Kürtler, beyaz kaçakçısı, fuhuş organizatörlüğünü yapanlar Kürtler. Elektrik kullanırlar, kaçak; su kullanırlar, kaçak; vergi vermezler; ekonomiye, üretime bir katkıları yok. Bu, sadece bugün değil, Osmanlıdan beri de böyle. Bir asalak kene gibi onu sırtımda beslemek zorunda mıyım? Fransızlar, bir türlü geçinemedikleri kendi vatandaşları Huguenotları ülkelerinden Güney Afrikaya sürdüler. Irakın kuzeyi beş altı milyon Kürdü daha alabilecek genişliktedir..
Daha önce de yazmıştım. Demoğrafik sayımların ve tespitlerin yapılmadığı ülkelerde azınlıklar nüfuslarını hep abartırlar. Üç milyonsa on üç milyon, 6 milyonsa otuz-kırk milyon gösterir, kendilerini de buna inandırırlar. Hele üç beşi bir araya geldiklerinde kendilerini aslan sanırlar. Sonra hayali rakamlara güvenip ortaya çıkar ve kendilerini bir ateş çemberinin içinde bulurlar. Aramıza kan girdi, bir daha dost olmamız asla mümkün değil! İslamın ise Müslümanlar arasında çatışmayı önleyemediğini tarihen çok iyi biliyoruz.